Oktay Rıfat

cümleler kadersiz değildir

 

Beni bir yağmur aldı sizden
/Yazıya hasret kalmadım, kalem ceketimin sağ cebindeydi hep
Şiire uzak kalmadım, sigaram boyunca tüttü hep
Ve beni bir yağmur aldı sizden, bir yağmurla geldim yeniden/

Yazmanın sorgulatıcı yanını hatırlattığım söylenir nedense. Öyledir, yazmak mantık ister, denge ister, akl ister. Her cümle yeni sorular koymuyorsa aklınıza olmaz. Her cevap yeni sorulara yelken açtırmıyorsa eksiktir.
Hayat böyle girdapsız kalır mı? İnsan uyuduğunda bile beden ve ruh ayrışıyorsa uyumaktan kaçar. Akıl uyutmaz, beden pervaneye döner gece boyunca.
Bana düşen yazmak, çünkü kalem elimde.
İki okurum, bir yazarım, iki düşünür bir yazarım. Bir olan için oynatırım kalemimi. Birliği yazarım, ayrılıkta azap vardır, der haber veririm.
Sanmayın yaşımla bağlantılıdır bunlar, değil.
Sanmayın gün görmüşlüğümdendir sözcüklerim, değil.
Nasıl her vaktin kaderi varsa, kelimelerinde var. Cümleler kadersiz değildir. Boynuna taktığın yağlı urban, adımlarında gizli tarik, bedeninde saklı giz bir kader çizgisinden ayrı sayılmaz.
Söz ustadan çıkar, ustalığa varacak olana gider.
Akıl terazide ölçülmez ki, kimin usta, kalfa, çırak kalacağı da, olacağı da kaderdendir.
Bu yazının kaderidir şimdi; size ulaşmak, ulaştı.
Kazası sizdendir artık, tekrarı sizden…
Kalem ile yazmayı öğreten, göz ile okutan o değil mi?
Doğruyu söyle emrini verende o!
Bize düşen kalem ile yazmak, size düşen okumak ve paylaşmak.
Ben size bir ideoloji vaad edemem, cesaretsizliğimden mi? Hayır…
Size uğruna feda edilecek bir ömür verecek yolda çizemem, eksikliğimden mi? Hayır…
Ama size doğruyu söyleyeceğimi vaad eder, doğruları okuyacağınızı tereddütsüz söyleyebilirim.
O halde kul gayretinden ve yapabileceklerinden mes’ulse, şimdi yazmaya başlıyorum.

 

Okurlarıma!
Sevgili okur, bu ekranda buluşacağız artık. Yazıları, analizleri, siyaseti, bazen şiiri, bazen eleştiriyi burada yapacağız. Bu ekran bize tercüman olacak. Entelektüel dilimizi hiç yitirmeden yapacağız tüm bunları. Hakkı savunurken haksızlık yapmayacağız. Kimseden nefret etmiyoruz, nefret ettirmeyeceğiz. Bizimle meselemiz hayatla, insanla, sokakla, bürokrasiyle, bir parça emeğe uzatılan elin sahibiyle, hakkı söylemeyen dilin sahibiyle meselemiz.
Biz, çocuklarımızın akıl, nesil ve beden güvenliği için buradayız.
Biz, kadınlarımıza uzanan yosma eller için nefret doluyuz.
Biz, ekmeğini çöp kutusundan çıkartan bebelerin sıcak somun yeme hakları için yazacağız.
Biz, zulme uğrayan mazlumlar için konuşacağız.
Biz, sokakta öldürülen hayvanlar için el çırpacağız, tepki koyacağız.
Yapılamayan kaldırımları, bitirilmeyen yolları, çirkin görünen binaları, bakımsız bahçeleri yazacağız.
Çirkinliği yazacağızki güzelleşsin…
Eksiği söyleyeceğizki tamamlansın…
Yalanı kınayacağızki doğrular ortaya çıksın…
Ve sesimizi çıkartacağızki bilinsin bu haksızlığa tepki koyan birileri var.
Bu ekran “muhalefet ekranı”na dönüşecek bazen, bazen “sevgi” ekranına çiçekler açacak…
Bu ekran bize çok şey anlatacak…

 

Oktay Rıfat

 

 

 

 

yalnızlık girdabı

Gece bir çığır açar diye bekliyorum, açmıyor…
İnsan apansız bekliyor zamanı
Kuşandığı her vakte ruhundan veriyor
Ay ve güneş
Dost gibi duruyor.
Biri geceyi biri gündüzü sarıyor
Ne sanıyorsunuz ki!
Vakit sarmaşık gibi dolanmış arasına
İnsan bir katreden ibaret gün içinde
Rüzgara veriyor
Verdikçe katre katre katmerleniyor
Huysuzluk bana kalsın
Sineme yaslanır giderim
Yalnızlık katmer gibi sarsın benliğimi
Mezarım sahipsiz kalsın
Bir gül konsun yeter toprağıma
Garip bir el tarafından
Anlatsın bana sahipsizliğimi
Sanmasın biri var benliğim.
Bir yaradana sığınayım
Yeniden turab olayım

 

Oktay Rıfat
23 Ağustos 2011
Ankara
04:20